ODTÜ'de Türk Bayrağı'na saldırı iddiası
Sanatçı Şennur Üzgen ile Surrexpressionism...
Milli Yol Partisi İstanbul teşkilatına...
Adnan EREN’den 3 Mayıs’a damga...
Çağdaş sanat alanında figüratif anlatımın sınırlarını yeniden düşünmeye çağıran sanatçı Şennur Üzgen, kendi tanımladığı Surrexpressionism yaklaşımı ve 13 eserlik “Tekâmül” serisiyle dikkat çekiyor. Sanatçının üretiminde ışık, madde ve içsel dönüşüm arasında kurulan ilişki, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, düşünmeye ve hissetmeye davet ediyor.
Büyük Haber olarak, sanatçının üretim dilini, Surrexpressionism kavramını ve “Tekâmül” serisinin iç dünyasını konuştuk.
Şennur Üzgen, Surrexpressionism’i yalnızca hissedilen duyguların dışavurumu olarak tanımlamıyor. Sanatçıya göre bu yaklaşım, henüz söze dönüşmemiş, bastırılmış ve bilinçaltında kalan duyguların görünür hâle gelmesini amaçlıyor.
“Sur” yani “ötesi” ile dışavurumculuğun birleşiminden doğan bu yaklaşım, net cevaplar sunmaktan çok izleyiciyi belirsizliğin içinde düşünmeye davet ediyor. Üzgen’e göre görüntü sabit bir sahne değil; içsel hareket alanı. Sessizlik ise boşluk değil, anlamın kendisine dönüşen bir ifade biçimi.

Sanatçının eserlerinde ışık yalnızca estetik bir unsur değil, anlatının merkezinde yer alan yaşayan bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.
Özellikle “Tekâmül” serisinde ışık, maddi dünyanın yoğunluğu içinde bile bir çıkış yolu arayan içsel hareketi temsil ediyor.
Şennur Üzgen, ışığı “bir nesne” olarak değil, maddenin içindeki potansiyelin açığa çıkma hâli olarak değerlendirdiğini ifade ediyor.
Sanatçının aktardığına göre serinin üretim sürecinde başlangıçta daha soyut ve atmosferik bir yapı bulunuyordu. Ancak süreç ilerledikçe kompozisyon bilinçli biçimde kırıldı ve şehir ile mimari unsurlar çalışmalara dahil edildi.
Bu mimari öğeler, disiplin, düzen ve maddeyi temsil ediyor. Işık ile yapı arasındaki karşıtlık ise tekâmülün çatışmalı doğasını görünür kılıyor. Sanatçı, bu gerilim olmadan anlatının tamamlanmış sayılmayacağını vurguluyor.

Serinin dikkat çeken yapıtlarından Inward Burning, teknik açıdan da özel bir yerde duruyor.
Şennur Üzgen, akriliğin hızlı kuruyan doğasına rağmen çok katmanlı şeffaf uygulamalarla — glazing tekniğiyle — yüzeyde derinlik ve ışık etkisi kurduğunu belirtiyor.
Bu eserde ışık artık dışarıdan gelen bir unsur değil; içeride yoğunlaşan ve formu içeriden dönüştüren bir enerjiye dönüşüyor. Böylece yüzey, yalnızca görülen bir alan değil, içsel bir mekân hâline geliyor.
Sanatçının Night Whispers (Gece Fısıltıları) serisinde kadın figürleri, deneyimlerin ve içsel dönüşümlerin taşıyıcısı olarak yer alıyor. Bu figürler nesne değil, anlatının öznesi.
“Tekâmül” serisinde figür doğrudan görünmese de ışık ve yapı arasındaki ilişki, aynı içsel hikâyenin başka bir düzlemde kurulmuş hâli olarak okunuyor.
Sanatçının ifadesiyle biri bedensel anlatım, diğeri mekânsal anlatım.

Serinin son bölümüne yaklaşırken 12. eser, parçalanmış yapıların içinden yukarı doğru açılan ışıkla bir geçiş anı yaratıyor. Bu, çözülme ve yükselme hâli.
13.eser ise sürecin dinginleştiği nokta olarak tanımlanıyor. İzleyici, hareket ile sessizlik arasındaki ince eşikte bırakılıyor.Şennur Üzgen’e göre burada tekâmül tamamlanmış değil; dinginleşmiş bir hâlde varlığını sürdürüyor.

Şennur Üzgen, sergiden ayrılan izleyicinin dünyaya daha sezgisel bir bakışla dönmesini arzuluyor.
Bir binaya bakarken yalnızca yapıyı değil, içinden süzülen ışığı; bir yüze bakarken yalnızca görünüşü değil, taşıdığı görünmeyen hikâyeyi fark etmeyi…
Sanatçıya göre eğer bu farkındalık oluşuyorsa, çalışma amacına ulaşmış demektir.

.jpg)




Sanatçı Şennur Üzgen ile Surrexpressionism...
Adnan Eren’den Tarihe Müzikal Yolculuk: “Çepniler”...
Amasya’da 2 Bin 600 Yıllık Tandır Gün Yüzüne...
Bir Şairin Sesinden Zulüme Hayır
Bu Roman Türkiye Turizmi İçin Büyük Bir...
Turgut TOPÇU ALEV SOKAĞI ile Yakıyor
Evliya Çelebi ile Grammy yolcusu
Müslüm SÖYLER Kibre Kibrit Yaktı
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!